Allah yolu güzel sözler, aşk sözleri, dini güzel sözler







      Diğer Sitelerimiz

25000 Veciz Söz

#1289

Allah yolunda yapılan hizmette kendi çıkarlarını gözeten bir kimse cehennemdeki yerini hazırlıyor demektir.

#1319

Cafer el-Murte’iş, Ebu’l-Hasan’ın etrafındakilerden birine şöyle nasihat ettiğini anlatırdı:

“Allah yolunda olup kendisinde bir hal bulunduğunu iddia eden, ama bu hali dinin sınırlarının dışına çıkaran kimseyi görürsen, ona yaklaşma. Baş olmayı ve yüceltilmeyi seven birini görürsen, ona yaklaşma. Halini dünya adamlarına şikâyet eden birini görürsen onunla arkadaş olma. İlmini yeterli gören birini görürsen onun cahil olduğundan kuşkulan. Bâtıni bir hali olduğunu iddia edip de üzerinde o halin zahirde bir delili bulunmayan bir adam görürsen ondan şüphe et. Nefsinden razı olan, ameline güvenen birini görürsen, anla ki o adam iki cihanda da mahrumdur.

#1639

Sahabenin zahit alimlerinden Ebu Zer el-Gıfarî r.a., Hz. Osman r.a.’ın halifeliği döneminde Şam’da bulunuyordu. Aldığı maaşın günlük nafakasından fazlasını muhtaçlara dağıtır, yanında hiç altın para bırakmazdı. Bundan dolayı halk arasında pek muhterem ve mübarek bir zat olarak tanınırdı. Fakat zühd ve takva yönünden halkın kaldıramayacağı bir hayat tarzını kendisi gibi herkesten bekler, eldeki malların bekletilmeden mutlaka Allah yolunda harcanmasını isterdi. İyi niyetine diyecek yoktu, ama herkesin hali ona uymuyordu. Şam valisi Hz. Muaviye, onun ağır tekliflerinden rahatsızlık duyuyordu. Ondaki samimiyeti sınamak için, bir gece adamlarından biriyle anlaşarak kendisine hibe şeklinde bin altın gönderdi. Aynı şahıs ertesi gün Ebu Zer hazretlerine gelerek: “Aman beni Muaviye’nin hışmından kurtar. O beni başkasına gönderdiği halde, ben yanlışlıkla altınları sana getirip vermişim!” dedi.

Ebu Zer hazretleri ise “ Evladım, o altınlar bu gece fakirlere dağıtıldı, bir tane bile kalmadı. Muaviye bana üç gün mühlet versin de o kadar altını tekrar bulup ödemeye çalışayım.” dedi

Muaviye r.a. gördü ki, onun sözü ve işi birbirine uyuyor. Şam’da onu idare etmek de zor. Çaresiz onun halini Hz. Osman’a bildirdi. Halife de onu Medine’ye çağırınca oraya gitti. Fakat Medine eskisi gibi değildi, zenginleşerek gelişmiş ve değişmişti. Hz. Osman r.a. ona: “Ey Ebu Zer halkı zorla zühd ve takvaya sevk etmek mümkün değil. Bana gereken onlar arasında Allah’ın emriyle hükmetmek ve adaleti sağlamaya çalışmaktır.”dedi. O ise:”Zenginler zekâttan başka sadakalarını da vermezlerse biz onlardan razı olmayız.” dedi. Orada bulunanlardan Kâ’bü’l-Ahbâr: “Farzı yerine getiren borcunu ödemiş olur.” deyiverince, Ebu Zer: “Sen kim oluyorsun ki burada lafa karışıyorsun? diyerek, kafasına şiddetli bir sopa indiriverdi!

Ebu Zer r.a. Medine’deki hayattan sıkılmaya başlamıştı. Hz. Osman’a dedi ki: “Rasulullah Aleyhisselam bana: ‘Şehrin binaları Sel dağına ulaşınca Medine’den çık git.’ demişti. İzin verirsen buradan çıkıp gideyim.” O da izin verince, beş-altı kilometre ötede Mekke yolu üzerindeki yerleşime elverişli Rebeze köyüne gitti.

#1673

Şeyh Sadi Şirazi k.s. anlatıyor:

Bir gün henüz âkil baliğ olmamış bir çocuk niyet edip oruç tutmaya başlar. Yüz türlü sıkıntı ile kuşluk vaktine kadar sabreder. Çocuğun annesi babası rahatça orucunu tutması için o gün çocuğu okula göndermez. Annesi şefkatle kucaklar öper, babası okşar. Çocuğa birtakım ödüller verip yüzüne karşı överler.

Fakat öğle olunca açlık ve susuzluk çocuğun canına tak eder. Kendi kendine, “Akşama daha çok vakit var, bir iki lokma yesem annemle babamın nereden haberi olacak?” diye düşünür.

Böylece anne babasına yaranmak için oruçluymuş gibi görünür ama gizlice orucunu bozar, bir şeyler yer.

Şayet sen, Allah’ın seni gördüğünü bilip O’ndan korkmadıktan sonra namazı abdestsiz olarak kılsan kim nereden bilecek?

Çocuk buluğ çağına girmediği için orucu anne babasına hoş görünmek için tutmuş olabilir. Ancak gösteriş için ibadet yapan yaşı olgun bir kimse bu çocuktan daha cahildir. Gösteriş için, dindar görünmek için kılınan namaz ve yapılan ibadet cehennem kapısının anahtarıdır.

Şayet tuttuğun yol Allah’tan başkasına gidiyorsa, yarın senin seccadeni cehenneme sererler.

#1688

Tabiûn büyüklerinden Hasan el-Basrî r.a. şöyle der: “İlimden bir bölüm öğrenip onu bir müslümana öğretmem bana bütün dünyanın benim olup, onu Allah Teâlâ’nın yolunda harcamamdan daha sevimlidir.”

Nevevi

 

#1775

Allah yolunda ne verirsen, öz malın odur. Geri kalanın ise hesabı vardır.

Feridüddin Attar

#1795

Bediüzzaman diyor ki: Cihad, merteb-i şehadetin merdivenidir. Selçuklu Sultanı Alparsalan, Malazgirt harbinden önce şöyle dua etmiştir:

“Ya Rabbi! Seni kendime vekil yapıyor; azametin karşısında yüzümü yere sürüyor ve senin uğrunda savaşıyorum. Ya Rabbi! Niyetim halistir; bana yardım et; sözlerimde hilaf varsa beni kahret!” Sonra atına binerek askerlerine dönerek der ki:

“Biz ne kadar az olursak olalım onlar (Bizanslılar) ne kadar çok olursa olsunlar, bütün Müslümanların minberlerde bizler için duâ ettikleri şu saatte kendimi düşman üzerine atmak istiyorum. Ya muzaffer oluruz veya şehit olarak cennet’e gideriz. Ayrılmak isteyen ayrılsın. Bu gün burada Sultan yoktur. Bende ancak sizlerden biriyim

“Ey askerlerim! Eğer şehid olursam bu beyaz elbise kefenim olsun. O zaman ruhum göklere çıkacaktır.”

Fatih Sultan Mehmet Han diyor ki:

“Bu zahmet din yolunadır. Zira bizim elimizde İslam kılıcı vardır. Eğer bu zahmeti ihtiyar etmezsek bize gazi demek yalan olur.”

Ebu Dücane Hazretleri, o zaman şöyle demişti:

“Biz, ne Medine hurmalıkları, ne de cahiliye damarı için harb ettik. Biz, Allah ve Resulü’nün dinini tebliğ yolunda cihad etmekteyiz. Bu uğurda akan kanların, alınan yaraların, kaybedilen canların hiçbiri boşuna değildir.” 

Şaire Hz. Hansâ’ının Kadisiye savaşında dört oğluna söylediği söz:

Din düşmanlarına ilk hücum eden sizler olmalısınız. Sizlerin arkada değil, daima en ön safta çarpıştığınızı görmeliyim. Çünkü bu harp, eski savaşlarımız gibi adi, basit çıkarlar uğruna yapılan çapulculuk ve yağmacılık hareketi değildir.  Kısaca bu cihadda emir Allahtan, kumanda da Rasûlullah efendimizdendir. Başka söze ne hacet?” 

Yine Kadisiye savaşında dört oğlunu şehit veren anne şöyle diyor:

Ya Rabbi! Bana emanet ettiğin dört kahramanı, yine senin dinin uğrunda feda etmiş bulunuyorum. Artık beni şehit anaları defterine kaydet! Benim için şehit anası olmak kâfi ikramdir. Bunu bana nasip eyle.

Sahabe-i Kiram’dan Hubeyb (r.a.) şehit edilmeye götürülürken söylediği şiirin sonunu şöyle bağlıyor:

“Mü’min öldürüleyim de, dünya umrumda değil. Yolum Allah’a gitsin de, şekli önemli değil.

 







Etiketler